Süleyman Şah Türbesi

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılları oldukça karanlıktır. Beyliğin ilk yıllarında yazılmış bir Türk suleyman-sah-turbesi-gizli-olan-hersey-osmanli-dirilistarihi yoktur. Özellikle de  Osman Gazi’nin ilk dönemiyle Ertuğrul Gazi ve ondan önceki dönemler söylencelerden ibarettir.

Osmanlı kökenli tarih yazıcılarına ait varlığı bilinen en eski Osmanlı Tarihi, (söylencelere göre) Orhan Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşi Fakih’in “Menâkibnâmesi” dir.

(Söylencelere göre) Yahşi Fakih, babasından duyduklarıyla yaklaşık 1405’te bir “Menâkibnâme” yazmıştır. Söylence diyerek söze girmemin nedeni, böyle bir eserin günümüzde mevcut olmadığıdır. Kayıp olduğu ifade edilmektedir. Çağdaş tarihçilerden bunu gören yoktur.

İlk dönemleri anlatan bir başka eser, 15 nci yüzyılın başlarında yazılmış olan Şair Ahmedî’nin “İskendernâmesi” dir.  

Osman Gazi dönemine ait önemli bilgiler veren bir başka tarihçi, Aşıkpaşazade’dir. Tarih kitaplarında yazılanlara göre, 1413 yılında Yahşi Fakih’in evinde misafir kalan Aşıkpaşazade, burada Yahşi Fakih’in kitabını görüp okumuş, aradan yıllar geçtikten sonra  yazmaya başladığı tarih kitabında, bu Menâkibnâme’den geniş ölçüde yararlanmıştır. Bu kitapta, duyulanlar yazıldığı yani duyumlardan yola çıkıldığı ve kaynak da verilmediği için doğrudur diye bir iddiada bulunmak mümkün değildir.

“Anonim Tevârih-i Âl-i Osman” lar da, sonraki yıllarda yazıldıkları ve çoğu zaman da menâkibnâmelere dayandıkları için, günümüzde, tarihi olayların değerlendirilmesinde tereddütlere neden olmaktadırlar.

Şimdi, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşundan biraz önceye gidelim.

Söğüt’te Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’ye ait bir türbe bulunması, Osmanlı tarihçilerinin tarihlerinde Ertuğrul Gazi’den söz etmeleri, her yıl Kayı Boyu’na bağlı Karakeçili Oymağı’nın bu türbeyi ziyaret etmeleri, Orhan Gazi’nin Söğüt’te “Hademe-i Türbe-i Ertuğrul” a maaş verdiği vesikalardan anlaşıldığına göre Ertuğrul Gazi yaşamış  gerçek bir kişidir.

Ertuğrul Gazi’nin döneminde yaşamış Eis Nicaea’lı ( İznikli) Romaio tarihçi Pahimeres ile  dönemin Romalı tarihçilerin vekayinâmelerinde Ertuğrul Gazi’nin adı geçmez.Eserlerini XIV. Yüzyılın ilk yarısında yazan ve Osman  Gazi’nin adını ilk kez zikreden İbn Fazlu’llah al- Omari ile İbn Batuta da Ertuğrul Gazi’den söz etmez.

Kısacası, Osman Gazi’nin ilk ve ondan önceki  Ertuğrul Gazi dönemlerinde yazılmış bir Türk tarihi yoktur ve bugün Osman Gazi öncesine ait ileri sürülen konular bir iddia veya söylenceden ibarettir.

suleyman-sah-turbesi-hikayesi-bilinmeyenleriGünümüzde Suriye topraklarında bulunan Caber Kalesi ve Süleyman Şah Türbesi, gündemi işgal etmiş durumda…

1921 yılında Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması’na göre sözü edilen Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu toprakların, Türk toprağı olarak kabul edildiği, bu durumun 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile kabul edildiği biliniyor.

Toplumda genel kabul gören inanışa göre: Süleyman Şah, Osmanlı Devleti’nin  kurucusu Osman Gazi’nin dedesi, Ertuğrul Gazi’nin de babasıdır. Süleyman Şah, 1086 yılında iki askeriyle birlikte Fırat Nehri’ni  geçerken boğulmuş ve ölümünden sonra beraberindeki iki askeriyle birlikte Caber Kalesi eteklerinde bir kümbete gömülmüş; daha sonra türbe, bölgede baraj yapımı nedeniyle Karakozak Köyü yanına taşınmıştır.

Ahmet AKYOL

“20 Ekim 1921’de TBMM hükümetiyle Fransa hükümeti arasında imzalanan Ankara İtilâfnâmesi’nin dokuzuncu maddesi gereğince Ca’ber Kalesi ve kuzeybatı eteklerindeki “Türk Mezarı” diye anılan türbenin bulunduğu bölge (8797 m2), Anadolu Türkleri için manevî bir önem taşıdığı için Türkiye’ye bırakıldı. Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan bu bölgede bulunan Jandarma karakolu Türk bayrağını dalgalandırmaktaydı. 1974’te Tabya Barajı’nın suları altında kalacağı anlaşılan mezar, Suriye ile yapılan antlaşma uyarınca kuzeydeki Karakozak mevkiine nakledilerek, yeni bir türbe yapıldı.

Burada yatan Süleyman Şah’ın kim olduğu belli değildir. Aşıkpaşazâde, Neşrî, Oruç gibi bazı Osmanlı tarihçileri Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın, Urfa tarafında bulunduktan sonra Fırat’ı geçerken boğulduğunu ve Ca’ber Kalesi’ne gömüldüğünü anlatırlar. Enverî ise bu Süleyman Şah’ın, Türkiye Selçukluları’nın kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah olduğunu belirtir. Selçuklu tarihinin önemli uzmanlarından Osman Turan ise Ca’ber Kalesi’nde yatan kişinin Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmadığını belirtir. Kutalmışoğlu’nun mezarı Halep Kapısı’ndadır ve o öldüğünde Caber Kalesi Selçuklular’ın eline geçmemişti. Osmanlı tarihlerindeki nehri geçerken boğulma ile ilgili rivayetler de Süleyman Şah’a değil, oğlu Kılıçarslan’ın Habur Irmağı’nda boğulmasına uygundur.

Anadolu’nun fatihleri olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Kılıçarslan hakkındaki Anadolu Türkleri arasında yaşayan hatıralar Osmanlılar’a intikal etmiş, bu yüzden bazı Osmanlı tarihçileri Süleyman Şah’ı kendi cedleri gibi kabul etmişlerdir.

Ancak yapılan son araştırmalara göre Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah değil, Gündüz Alp isimli birisidir. Enverî, Karamanlı Mehmed Paşa , Ahmedî gibi Osmanlı tarihçileri Osman Gazi’nin dedesi olarak Gündüz Alp’ın ismini verirler.

Öyleyse Ca’ber Kalesi’nde yatan kimdir? Bu sorunun cevabını bugün için verebilecek durumda değiliz. Belki de burada yatan Süleyman Şah, Osmanlılar’ın atalarından birisidir. Orhan Bey’in oğluna Süleyman adını vermesi, ataları arasında bu isimde birisinin olabileceğini düşündürtmektedir. “(Prof. Dr. Erhan AFYONCU, Osmanlı İmparatorluğu, Yeditepe Yayını, İstanbul, 2011, s. 33-34)

Prf. Dr. Erhan AFYONCU

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*