Osman Gazi

osman-gazi-

Rahmetli Prof. Erol Güngör’ün deyimiyle “Bizim medeniyet eserlerimizin ve kültür kıymetlerimizin adeta imbikten geçmiş, numunelerini vermiş ve yapıcı gücümüzün en yüksel sembolü haline gelmiş Osmanlı Devleti’nin başarısındaki sır”, bugün dahi tam olarak çözülememektedir. Zira yetmiş iki millete kendini sevdirmek ve onları yüz yıllarca huzur ve refah içerisinde idare etmek öyle kılıçla, topla, tüfekle, akça ile olacak işler değildi. Peki nasıl olmuştu. Nasıl gerçekleşmişti. Gelin, Kayı yiğitlerinin Söğüt’e gelişlerine doğru bir uzanalım.

Osmanlıların atası Gündüz Alp’in oğulları Sungur Tekin, Gündüğdu, Ertuğrul ve Dündar babalarının vefatından sonra bir müddet Pasin ovasında oturmuşlardı. Bunlardan Sungur Tekin ve Gündoğdu buradan tekrar geriye ata yurduna dönerken, Ertuğrul ile Dündar İç Anadolu’ya doğru harekete geçtiler. Ertuğrul Gazi’nin yanında seçme dört yüz kadar cengaveri bulunuyordu. Sohbet ederek yol alan gaziler bir tepeyi aşmışlardı kiovada kızılca kıyametin kopmuş olduğunu gördüler.

Tam birr ölüm kalım savaşı veriliyordu. Biraz daha yaklaştıklarında büyük bir Moğoll birliğinin Selçuklu kuvetlerini kıskaca almış mahvetmekte olduğunu anladılar.Selçuklu askerlerinin hali gerçekten perişandı. Acı bir akıbetin onları beklediği belli oluyordu.Ertuğrul Gazi yoldaşlarına seslendi:

“Ey gaziler! Cenge rast geldik. Yanımızda kılıç taşırız. Korkak gibi geçip gitmek erlik değildir. Ne yapalım? Diye sordu. Bazıları:

“Mağlup durumdakine yardım etmek çok zordur. Kensimizi tehlikeye atmayalım”, dediler. Ertuğrul Bey ise:

“Bu söz merdaneler kelamı değildir. Erlik zor durumda olan kardeşlerimize yardım etmektir. İşleri kolay olsa yardıma ne gerek vardı. Haydin bu dar günde Hızır gibi biçarelerin imdadına yetişelim”.

Beylerinin bu sözleri üzerinee Kayı yiğitleri kılıçlarına el attılar. Şahin kargaya girer gibi Moğolların içine daldılar. Kılıçları şimşek gibi çakıyor her alevinde Moğolun yıldızı sönüyordu. Şimdi galipler mağlup, mağluplar galip duruma geçmişti. Az sonra da Moğollar selameti kaçmakta buldular. Meğer Kayılar’ın yardım ettikleri Selçuklu birliğinin başında bizzat Sultan Alaaddin Keykubat bulunuyormuş. Ertuğrul Gazi hürmetle eğilerek elini öptü. Az evvel Moğollar arasında olanca heybetiyle yiğitlik vee merdanelik gösteren ve bir volkan gibi genç, şimdi Sultan’ın huzurunda el-pençe divan duruyordu.

Sultan asil soylu, pehlivan yapılı, alnında saadet nurları parlayan bu genç muharibi hayranlıkla süzdü. Alnından öptü, sonra batı cihetine işaretle:

“Domani. Ve ermeni dağlarını yaylak. Söğüt’ü ise kışlak olarak size verdim. Cenab-ı Hak muininiz (yardımcınız) olsun”, diyerek uğurladı. Kayı yiğitleri Söğüt’e doğru atlarını şaha kaldırıp uçarcasına yol alırken, Sultan Alaaddin’in gözleri çok uzaklara dalmıştı. Bu gidişin Viyana kapılarına kadar uzanacağını mı görmüştü acaba?

Kim bilir?.. Darda olan Kardeşlerine yardım elini uzatanlara Cenab-ı Hak ne devletler. Ne hil’atler, ne servetler ihsan etmezdi…

Prof. Dr. Ahmet ŞİMŞİRGİL

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*