Diriliş Ertuğrul 35.Bölüm

Ertuğrul İbn Arabi ile hasbihal eder, konuşur dertleşirler ve kalkıp emaneti almaya giderler.

Noyan Tankut‘la konuşur Efrasya‘nın obaya sızdığını söyledi sonra Abdurrahman Hamza ve diğer alpların yanına geldi.
Onlarla birlikte yemek yedi.
Noyan: İlk lokmayı Abdurrahman Alp‘a ikram edin, dedi sonra da anlat hele obadan ne haber vardır der.
Abdurrahman: Oba kaynayan kazandır der.
Noyan: Peki sen nasıl kurtuldun, seni elinden nasıl kaçırdılar? Anlat da yeteneklerini bilelim.
Abdurrahman: Birliğin olmadığı yerde dirlik de olmaz huzur da.
Noyan: Biz canımızı olduğu gibi keselerimizi de paylaşırız der ve Abdurrahman’a bir kutu altın verir.
Abdurrahman kutuyu açar keselerden paraları tek tek çıkartır, şıngırdatır.
Ulu Bilge ayağa kalkar Noyan tam Abdurrahman’ın başını kesmek için yönelmişti ki Abdurrahman kutuyu kapatır,
Noyan da onu öldürmekten vazgeçer.
Abdurrahman: Sağolasın Efendi Noyan, yalnız ben obamı para için terketmedim.
Noyan: Umarım bu söylediklerin doğrudur Abdurrahman der.

Korkut Alp Gündoğdu ve Efrasya’ya Moğollar’ın suyumuzu kestiğini söyler.
Tuğtekin: Moğollar bu kadar güçlüyken seni neden sağ bıraktılar Efrasya? Mallarını aldılar da canını neden bağışladılar? der
Efrasya‘yı bir öksürük tuttu.
Efrasya da, hayırdır Tuğtekin beyim ölmemizi mi istersin? Ertuğrul‘un Alpleri sağolsun onlar olmasaydı senin alplerle birlikte
çoktan uçmağa varmıştık.
Gündoğdu: Bizim kadınlarımız çok güzel mallar hazırlarlar, hayvanlarımız da vardır. Sen onlara bir bak sonra da konuşalım der.
Efrasya da yanına birini ister, Tuğtekin de bu iş için Kocabaş‘ı görevlendirir.
Korkut Bey bu sefer de başaramazsak bu kış halimiz harap olur der ve bütün sorumluluğu Gündoğdu’ya verir.

Ertuğrul ve İbn Arabi yolda sohbet ederler. Ertuğrul Moğol‘un yaptıklarından bahseder.
İbn Arabi: Belayı dillendirme evlat, hayrı dillendir hayr olsun der.
Ertuğrul: Kimdir bunlar, beni neden isterler.
İbn Arabi: Az sabreyleyesin evlat der.

Hayme Ana Ertuğrul için dertlenir durur. Gündoğdu ona; Ertuğrul her işin altından kalkar görmedin mi ana, tapınakçıların elinden
nasıl kurtuldu?
Hayme Ana: Doğru dersin de o zaman arkasında dağ gibi babası vardı sen vardın, der sonra da Gökçe‘ye Halime‘yi çağırtır.
Sizinle konuşacaklarım var der.
Gökçe: Hayme Ana seni yemeğe çağırır.
Halime: Aç değilim.
Gökçe: Bize söyleyecekleri var.
Halime: Neymiş?
Gökçe: Gelirsen öğrenirsin, der ve gider.
Halime gelir sofraya oturur.
Hayme Ana: Oğlum Sungurtekin‘in en son Hazar kıyısında son kez gördüm. Her zaman umutla bakardı hayata. Ertuğrul‘um da öyle.
Babaları gibi hiç vazgeçmediler. Biz de mücadele edicez. Soframızda birken iki olan bu boş tabaklara baktıkça onları hatırlicaz.
Hadi bismillah der ve yemeğe başlarlar.
Hayme Ana; Korkut Bey‘in Gökçe hakkında konuşmaya geldiğini onu isteyeceklerini söyledi, der. Selcan çok üzülür ve ağlamaya başlar.

Korkut Bey‘lerde de yemek sofrası sohbeti Gökçe‘dir. Bu gün Hayme halanla konuştum ve Gökçe‘yi istemeye geleceklerini söylediğini söyler.
Tuğtekin çok sevinir. Gündoğdu da çok sevinir bu habere ama Selcan bambaşka bir haldedir.
Selcan: O kancığın bunca zamandır kardeşime tebelleş olmasının nedeni ortaya çımıştır. Beyinin otağı yetmez üvey evladının yatağını
yönetmek ister. Eline geçirdiği erlerle, obadan gönderdiği Ertuğrul’u saymıyorum bile.
Gökçe: Yeter, ne saçmalıyosun abla.
Selcan: Şunu bilesin ki o kibirli Tuğtekin’le evlenirsen hakkımı sana helal etmem.
Hayme Ana: Yeter Selcan, yeter, geldiğimizden beri Aytolun’u ağzından düşürmedin.
Selcan: Doğru söyledim diye dokuz toydan beni kovmak mı istersin. Sözlerimden gayrı birşeyim yoktur. Ne istersen onu yapabilirsin.
Sana saygım çoktur ana der ve gider.

İbn Arabi ve Ertuğrul diğerlerinin yanına gelirler. Hilal şeklinde oturrular yıldıza da ertuğrulu oturturlar. İbn Arabi konuşur;
Süleyman Şah‘ın oğlu Ertuğrul’a elbisesini giydirme vakti gelmiştir. Gayri o fütüvvet ehlidir, der ve tekbirler eşliğinde zırhlı gömleği Ertuğrul’a giydirilir ve İbn Arabi duasını yapar.
Ertuğrul: Çıktığım gaza yolunda nefsim beni küçük düşürmesin.
Her daim milletimin izinde olucam.
Her daim nizamı alem için cenk edicem.
İbn Arabi: oğul çıktığın gazalarda bu gömleği üzerinden çıkarmayasın, der.

Hayme Ana Gökçe’nin yanına gelir ve dayımın teklifine ne dersin der.
Gökçe: Hayme Ana’m çok ani oldu Gündoğdu abim ve ablam bu haldeyken ne derim bilemedim. O hayırlı haber senin mübarek ağzından çıkacaktır.
Lakin Ertuğrul’un da bu konudaki fikrini merak ederim der.

Aytolun‘la atışan Selcan eve gelir Gündoğdu da peşinden gelir ve Selcan’ı evden kovar, artık seni istemiyorum evimde der.

Efrasya ve Kocabaş konuşur;
Kocabaş: Bunların senden başka çaresi kalmadı yüksek fiyat verme, der.
Efrasya: Gündoğdu çok zeki der.
Kocabaş: Onun karısıyla başı derttedir der.
İkisi yürüyerek Deli Demir‘in yanına gelir ve orda olan Turgut ve Doğan Alpler‘e can borçlarından dolayı yemek ısmarlamayı teklif ederler
ama alpler kabul etmez.

Deli Demir: Tilkiden dost ayıdan post olmaz.

Selcan Hayme Ana’nın yanına bitap bir halde gelir, sürekli ağlar konuşamaz bi türlü.
Hayme Ana: Ne oldu kızım sana der.
Selcan: Her şey bitti Ana, Gündoğdu beni artık ne döşeğinde ister ne çadırında, ne baktığı yerde ister ne bastığı toprakta. Bu obada gidecek yerim kalmadı.
Hayme Ana: Sen benim sade gelinim değilsin ki kızımsın bir vakit Halime’yle kalırsın, birbirinize yoldaş olursunuz.

İbn Arabi Yiğitliği Anlatıyor.

Ertuğrul ile İbn Arabi yemek yerler ve şükrederler. İbn Arabi Ertuğrul’a sorar;

İbn Arabi: Gönlün kırıktır, nedir seni böyle hüzne boğan ?

Ertuğrul: Halimi anlayan yok, belaya karşı uyarırım dinleyen yok, kolumu kanadımı kırdılar ondandır.

İbn Arabi: Evlat, yiğitlik yolunda en büyük dostun yalnızlığındır. Seni anlamalarını bekleme. Anan, eşin, ağabeyin ve annenin. Hiç biri seni anlamayacak.  Sendeki ufku görmeyecek.

Yiğitlik odur ki, hayallerine herkesi ortak edebilmektir.

Yiğitlik odur ki milletine senin gördüğün rüyayı anlatabilmektir.

Sakın yeise düşmeyesin. Çünkü sen adalet sancağını dalgalandırdığın vakit 72 millet gölgesinde yer bulmalıdır.

Ertuğrul: Düşmanın biri biter biri başlar. Oğuz boyları islam alemi nefes alamaz.

İbn Arabi: Evlat buna sevinmelisin. Çünkü onlar sana düşmanlıklarımı bıraktıkları vakit bilki senin varlığının hiç bir hükmü kalmamıştır.
Bilki sahip olduğun bütün yüce değerleri kaybetmişsindir. Çünkü onlar sennin inan ettiklerine karşı savaşacaklar.

Ertuğrul: Eyvallah, gönlümüz şifa buldu. Ne vakit görecem bir daha sizi ?

İbn Arabi: Kısa bir ayrılıktan sonra uzun süre beraber olacağız inşallah, der. Selamlaşır ve ayrılırlar.

İbn Arabi: Giyindiğin kuşağı kimseye göstermeyesin, nazar değer der.

Hayme Ana Selcan’a Tuğtekin’le Gökçe‘nin evliliğine artık ses çıkarma , hayırlısı neyse o olsun, der. Halime Selcan‘ı alıp odasına getirir ve yatırır.
Hepsi geçecek bu zor günleri de atlatacağız der.
Selcan: Ben susacam Halime ama kardeşim Ertuğrul’u kalbinden söküp atsın diye susacam der. Bunca zaman sana yaptıklarını görmez miyim sanırsın?
Lakin bu olayın bedelini hepimiz yaşayıp görecez.

Halime Turgut ve Doğan Alpler’i görür yanlarına gider.
Halime: Ertuğrul Beyiniz nerdedir, onu görmek isterim? Zor olduğunu bilirim lakin görmeliyim.
Turgut: Beyimiz gittiği yerden gelince bir şekilde seni görmeye gelir.
Halime: Bilirim elbet de sürgün edildi. Yerini bilirseniz, deyin ben giderim.
Doğan: Bilmeyiz der.
Halime: Bilip de demezseniz hakkımı size helal etmem der.
Turgut: Böyle deme, hem ha beyimiz ha sen. Bilsek neden söylemeyelim.
halime atına atlar ve alpleri takip eder.

Tuğtekin Goncagül’ü almaya gidecektir. Handa Sultan Alaaddin’in Emir Eri Ertokuş ve Goncagül yemek yerken Hamza ve adamları da onu aramaktadır.
Hamza’nın adamları Ertokuş’un kim olduğunu bulurlar ve gelip onu Hamza’ya bildirirler. Hamza adamları hazırlayın der.
Moğol askerleri Ertokuş Bey’i ve Goncagül‘ü öldürmeye çalışırlar, ikisini de esir alır bağlarlar.
Bu sırada Tuğtekin gelir. Abdurrahman’ı canlı görür. Yerde ararken gökte buldum der.
Hamza: Gel bakalım Dodurga’nın veledi gel de hesabını görelim der ve savaş başlar. Tuğtekin ve Hamza’nın askerleri mücadele ederken,
Abdurrahman da Sultan Alaaddin’in Emir Eri Ertokuş Bey‘in boğazına bıçak dayayarak onu tutar. Aslında bir anlamda Ertokuş Bey‘i korumaktadır.
Tam da bu sırada bi kargaşa olur ve Goncagül ile Ertokuş Bey Tuğtekin sayesinde kurtulurlar. Hamza, Abdurrahman ve diğer askerler hemen ordan kaçarlar.

Alpler Geyikli’nin evine gelirler beyleri Ertuğrul ordadır. Haini bulabildiniz mi der Ertuğrul. Hayır beyim, Kocabaş’tan şüphelenirdik ama onun canını da biz kurtardık.
Ertuğrul: O haini bulacaksınız der.
Bu sırada at kişnemesi duyulur ve Halime içeri girer. Ertuğrul alplerine ters ters bakar. Ertuğrul ve Halime hasretle sarılırlar.

Halime Alpleri takip ederek Ertuğrul‘una kavuşur. Başını Ertuğrul‘un göğsüne yaslar.
Ertuğrul: Sana da evladımıza da and olsun ki hayalimde kurduğum alemi pusatımla yontup sana öyle sunacağım. Milletimizin evlatları bu topraklarda
ilelebet huzur içinde yaşayacaklar. Bu toprakları vatanları belleyecekler.

Sultan Alaaddin‘in Emir Eri Atabey Ertokuş ve Tuğtekin tanışırlar. Obaya gelirler. Tuğtekin babasının otağını gösterir ancak Emir Eri önce
Hayme Ana‘yı görmek ister.
Korkut Bey: Neden davet etmedin Ertokuş Bey‘i otağımıza der Tuğtekin‘e, O da davet; ettim ama canını kurtarmama rağmen Hayme Halam’ın otağına gitmek
istedi der ve Korkut Bey fena olur, oturur.

Aytolun da Goncagül ile konuşur ve onu Gündoğdu ile evlendireceğini söyler.

Ertokuş Bey Hayme Ana’nın otağına gelir ve Ertuğrul ile mutlaka görüşmesi gerektiğini, onu gördüklerinde beni bulmasını söylemelerini ister
Hayme Ana’dan ve Gündoğdu Bey’den. O sırada Korkut Bey gelir.
Hoşgeldiniz der ama Ertokuş Bey; hiç hoş görmedik der. Bu hatayı tez zamanda telafi edersiniz umarım der.
Ertuğrul’un söylediği her şey harfi harfine doğrudur.

Tuğtekin; hayatını kurtaran adama işinin ehli olmadığını mı söylersin Atabey Ertokuş ?

Ertokuş Bey; işinin ehli olmadığını düşünsem bunu açık açık söylerim. Lakin Ertuğrul başkadır.
Noyan gibi bi alçağın hakkından ancak Ertuğrul gibi biri gelir, der.
Şimdi müsadenizle biraz gidip dinlenmek isterim. Hayme Ana’ya dönüp, bilahare uzun uzun konuşuruz, der.
Korkut Bey: Ertokuş Bey otağımda misafir olacaktır, der.

Ertokuş Bey müsadenizle diyerek saygıyla eğilir, Hayme Ana’dan izin ister. Eğilerek huzurdan çıkıp yüzünü kapıya döndüğünde Korkut Bey ile yüz yüze gelir nefretle bakar ve otağdan çıakr.

Noyan Hamza ve Abdurrahman‘a hesap sorar, alplıkta sınır tanımazsınız ama bi adamı alıp gelemediniz, der. Artık ölü bi fareden farkınız yok der ve
Abdurrahman‘ın kılıcını boğazına dayar. Abdurrahman Noyan’ın kafasını karıştırır. Senin casuslarından gelen istihbarat doğru olsaydı biz de işimizi iyi yapardık.
Noyan sinirlenir gider.

Doğan Ertuğrul’a gelip Ertokuş Bey‘in geldiğini onu görmek istediğini söyler. Mühim bir şey olduğunu Deli Demir’le Artuk Bey sana gelmemi söyledi.
Bu gece obaya gelip onu görecem. Git Ertokuş Bey‘e söyle, bu gece oba yakınlarında Ertuğrul Bey‘im seninle görüşecekmiş de.

Obada kız isteme telaşı vardır. Korkut Bey Aytolun ve Tuğtekin Hayme Ana’nın otağına gelir. Gökçe Goncagül’le tanışır. Aytolun Selcan’ı sorar. Gündoğdu, rahatsız
uyuyor der. Selcan kapıdan onları izler sonra odaya gidip ağlar. Bir türlü hazmedemez olanları ama elinden de bir şey gelmez.

Ertokuş Bey odasında mektup yazmaktadır. Mektupları yazar çantaya koyar ve mumu söndürür. Kocabaş da onu izler tam odaya girecekken Ertokuş Bey yürüyüşe çıkar.
Askerlerin gelmesine izin vermez. Kocabaş da peşinden gider. Ertokuş Bey Ertuğrul’la buluşmaya gider ve buluşurlar. Kocabaş da bunu görür.
Ertokuş Bey çok mutlu olur bu buluşmadan. Bu sırada Artuk Bey de kadraja girer. Kocabaş yayın ağzına ou verir gerdikçe gerer gerdikçe gerer. 35.Bölüm böyle biter.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*